Kızılırmak: Samsun’da Denize Dökülen Irmağın Felsefi Sorgulaması
İnsanın varoluşuna dair soruların, bir ırmağın denize kavuşmasına benzer bir akışta yanıt bulabileceğini düşündüğüm bir zaman dilimindeyim. Bu akışta, suyun geçtiği yerleri, topladığı tortuları ve sonunda denize ulaştığı noktayı izlerken, aynı zamanda bilginin, kimliğin ve sorumluluğun ne olduğunu da sorguluyorum. İşte bu çerçevede, “Samsun ilimizde denize dökülen ırmağın adı nedir?” sorusu basit bir coğrafi bilgi sorusu gibi görünse de, etik, epistemoloji ve ontoloji perspektiflerinden düşündüğümüzde derin anlamlar barındırır. Bu yazıda, Kızılırmak’ın yalnızca fiziksel bir varlık değil, toplumsal, kültürel ve felsefi bir simge olarak nasıl okunabileceğini irdeleyeceğim.
Coğrafyanın Ötesinde Bir Akış: Kızılırmak’ın Varlığı
Kızılırmak, Sivas’ın İmranlı ilçesindeki Kızıldağ eteklerinden doğar ve Samsun’un Bafra ilçesinde Karadeniz’e dökülür. [1] Bu bilgi, onu sadece bir coğrafya parçası yapmaz; aynı zamanda bir varlık düzleminde “kaynak‑uzaklık‑birleşme” üçlemesini temsil eder. Ontolojik düzlemde bu şu demektir: varlık, yalnızca “orada olmak” değildir, süregelen bir akış, ilişki ve dönüşüm içindedir.
Bu bağlamda, Kızılırmak’ın adı sorulduğunda basit bir etiketle karşılaşıyoruz: ama felsefi olarak bu “etiket”, varlığın ne olduğu, nasıl var olduğu ve kime/hangi topluma ait olduğu sorularını da gündeme getirir. Irmağın “kime ait olduğu” kadar “nereden geldiği ve nereye döküldüğü” daha önemlidir — çünkü kimlik ve aidiyet, bu bağlamda salt insan topluluklarının değil, doğanın da içindedir.
Epistemolojik Açıdan: Bilgi ve Irmak
Bilgi teorisi (epistemoloji) açısından bakarsak, ırmağa dair bildiğimiz şeyler: kaynak, yol, dökülme noktası gibi ölçülebilir gerçeklerdir. Kızılırmak’ın uzunluğu 1.355 km dir. [1] Bu tür bilgiler bilgi tabanımızı oluşturur. Ancak epistemoloji yalnızca “ne biliyoruz” değil, “nasıl biliyoruz”, “bilgimiz ne kadar güvenilir” sorularını da içerir.
Kızılırmak’ın denize döküldüğü yer olarak Samsun‑Bafra verilmesi, bize sadece yerel bir gerçeği değil, bu yerin coğrafi, tarihi ve toplumsal katmanlarını da düşündürür. Bilgi olarak “Kızılırmak Samsun’da denize dökülür” derken, aslında bir yer‑zaman‑toplum ilişkisini de tanımlamış oluruz. Bu bilgi, eğitilmesi gereken bir coğrafya bilgisinden öte, toplumsal belleğin, çevre bilincinin ve kaynak yönetiminin de bir parçasıdır.
Bilgi ediniminde ayrıca “kimin perspektifinden” baktığımız da önemlidir: Bu ırmağı haritalarda gösteren devlet kurumları, onu sulayan çiftçiler, deltada yaşayan kuş ve bitki türleri… Hepsi farklı bilgi biçimleri üretir. Epistemolojik olarak, ırmağın adıyla bilgiyi almak yeterli değildir — o bilginin anlamını da sorgulamalıyız.
Etik Perspektiften: Irmak ve Toplumsal Sorumluluk
Etik çerçevede ise ırmak sadece su taşıyan bir şerit değil, toplumsal sorumlulukları olan bir varlıktır. Kızılırmak’ın deltası ve havzası, sulama, enerji üretimi, tarım, ekosistem için kritik öneme sahiptir. [2] Irmağın “döküğü” deniz de, onun bütün yolculuğu boyunca taşıdığı yüklerin, tortuların ve canlıların birikimidir.
Bu noktada şu etik soruyu sormalıyız: Irmağın yolculuğu boyunca insanlar tarafından kirletilmesi, sulama suyu olarak aşırı kullanılması, deltada ekosistemin zarar görmesi ne anlama gelir? Irmak “kime aittir”? Sadece coğrafi sınırlarla mı, yoksa halklarla, canlılarla, ekosistemle mi? Sahiplik düşüncesi burada değişir: bir ırmağı “sahiplenmek”, ona hükmetmek değil, onu korumak anlamına gelebilir.
Eğitim kurumlarının, yerel yönetimlerin, bireylerin bu ırmağa ve onunla ilişkili topluma karşı etik sorumlulukları vardır. Bilgi aktarımı, sadece “Kızılırmak Samsun’da denize dökülür” şeklinde değil; “bu ırmağın yolculuğu boyunca hangi canlılar, hangi topluluklar var oldu, hangi sorumlulukları üstlendiler ve ne tür bir gelecek bırakıyoruz?” sorularını da kapsamalıdır.
Okuyucuya Davet: Düşünsel Sorular
– Sizce bir ırmak yalnızca coğrafi bir varlık mıdır, yoksa toplumsal ve kültürel bir varlık da olabilir mi?
– Kızılırmak’ın adı, yolculuğu ve denize kavuşma noktası üzerine düşündüğümüzde, sizin yaşam alanınızdaki benzer akışlar nasıl şekillenmiş?
– Bir ırmağın akışı boyunca taşıdığı yükler — su, tortu, canlı yaşam, insan kültürü — için hangi etik sorumlulukları üstleniyoruz?
– Bilgi edinirken sadece “tarifsiz gerçekleri” almak yeterli midir? Veya “bu ırmağın kimliği nedir, ne için var, kimlerle var olmuştur?” gibi sorular ne kadar önemlidir?
– Irmağın varoluşu (ontolojisi) düşünüldüğünde, onun “nereden geldiği” ve “nereye döküldüğü” kadar “nasıl var olduğu” da önemli midir? Sizce “var olmak” ne demektir?
Bu sorularla birlikte, sadece coğrafi bir bilgi edinmekten çıkıp, o bilginin anlam katmanlarını da keşfetmeye davet ediyorum. Kızılırmak, Samsun’da denize dökülen bir ırmak olarak anlatıldığı kadar, bu anlatının ardında yatan ilişkilere, sorumluluklara ve varoluşun derinlerine açılan bir kapıdır.
—
Sources:
[1]: “Kızılırmak – Vikipedi”
[2]: “T.C. SAMSUN VALİLİĞİ – Kızılırmak Deltası, Kuş Cenneti ve Mandacılık”