Küçük bir köyde başlayan büyük bir merak
Kayseri’nin dar sokaklarında yürürken, elime geçen eski bir defteri açtım. O günlerde hissettiklerimi yazmıştım, sanki o anın içine geri dönmek istedim. “Hz İsa’ya kaç kişi tabi oldu?” diye sordum kendime. Çocukluğumdan beri merak ettiğim bir soruydu bu; ama şimdi, 25 yaşında, duygularımı saklamadan yazan bir genç olarak, bu soruyu daha derinden hissettim. Defterin sayfaları sararmış, mürekkep hafifçe silinmişti ama hatıralarım hâlâ taptazeydi.
İlk karşılaşma
O gün, köyün meydanında, yaşlı bir çınarın altında oturuyordum. Güneş hafifçe batıyordu ve ışık, kiremit çatılara kırmızı bir yumuşaklık katıyordu. O anda hayal ettim; Hz İsa orada olsaydı, kaç kişinin peşinden geleceğini görmem mümkün olur muydu? İçimde hem bir merak hem de tuhaf bir heyecan vardı. Sanki bir sır saklıyordu ve ben bunu öğrenmek istiyordum. Küçük bir çocuk gibi merak ediyordum ama kalbim de bir şekilde ürküyordu. Kaç kişi tabi olmuştu ona, gerçekten herkesin hayatını değiştirecek kadar çok mu?
O an, kendi duygularımı fark ettim: biraz hayal kırıklığı, biraz umut, biraz da içimde tarif edilemez bir özlem. İnsan bazen sadece görmek ister, ama göremediğinde hayal gücüyle yetinmek zorunda kalır. Ben de öyleydim. Çınarın altında otururken, defterime “Belki de tabi olanların sayısı önemli değil, önemli olan iz bıraktıklarıdır” yazdım. Ve o cümleyle kalbim hafifledi.
Küçük bir mucize anı
Ertesi gün, köyün yakınındaki küçük bir çeşmeye uğradım. Su sesi bana huzur veriyordu ve bir yandan da kendi düşüncelerimle boğuşuyordum. Bir grup çocuk çeşmenin etrafında oynuyordu. O an içimden garip bir his geçti: “Belki de Hz İsa’yı takip edenler, bu çocuklar gibi masum ve saf kalpliydi.” O an hem duygulandım hem de biraz hüzünlendim. İnsan bir liderin peşinden giderken, sadece sayıya bakmamalı, o liderin kalbine dokunan insanlar üzerinden hayatın anlamını sorgulamalıydı.
Defterime yazdım: “Kaç kişi tabi olduysa, her biri kendi hikâyesiyle geldi. Her biri bir umut taşıdı.” Birden fark ettim ki, kendi hayatımda da benzer bir durum var: İnsanlar bazen sessizce izliyor, bazen ise beklenmedik anda hayatımıza giriyor ve iz bırakıyor. Bu küçük mucize, bana Hz İsa’ya tabi olanların sayısını bir anda anlatmasa da, ruhumda bir yankı bıraktı. Heyecanla ve biraz da duygusal bir kırılmayla, o anın tadını çıkardım.
Yalnız ama umutlu
O akşam, köyün taş sokaklarında yürürken, güneş artık tamamen batmıştı. İçimde hem bir boşluk hem de bir huzur vardı. “Hz İsa’ya kaç kişi tabi oldu?” sorusu hâlâ aklımda dönüyordu ama artık sadece rakamlarla ilgilenmiyordum. Önemli olan, onun peşinden gidenlerin kalplerindeki samimiyetti. Belki sayı binlerle ölçülemezdi, ama her biri bir ışık gibi parlıyordu. Ben de kendi küçük hayatımda, insanlara dokunmanın, küçük umutlar vermenin önemini fark ettim.
O gece defterime şunları yazdım: “Belki sayı çok ya da az, belki tarih bunu tam söyleyemiyor. Ama her biri bir iz bırakmış. Tıpkı ben, yazarken kendi içimde bıraktığım iz gibi.” Yazarken gözlerim doldu, çünkü bu farkındalık hem bana huzur verdi hem de bir nebze hayal kırıklığımı giderdi. İnsan bazen cevabı bilmek ister ama asıl değer, sürecin kendisinde gizlidir.
Hayatla iç içe öğrenilen dersler
Bir hafta sonra, köyün tepesindeki eski bir taş evin terasında otururken, bir arkadaşım yanımda durdu. Ona soruyu sordum: “Sence Hz İsa’ya kaç kişi tabi oldu?” Gülümsedi ve dedi ki: “Belki saymak önemli değil, önemli olan kimlerin değiştiği.” O an içimden bir rahatlama geçti. Hayal kırıklığı, merak ve heyecan hepsi bir aradaydı ama artık kalbim daha hafifti. Çünkü gerçek bilgi bazen sayılarda değil, duygularda ve insan kalplerinde saklıdır.
O an, Kayseri’nin akşam rüzgarını hissediyor, taş sokaklarda yürürken kendi içimde bir yolculuk yapıyordum. Her gün defterime yazdığım küçük notlar, kendi duygusal serüvenimi kaydediyordu. Hz İsa’ya tabi olanlar belki tarihte net bir sayı ile bilinmezdi ama onların bıraktığı izler, benim hissettiğim gibi, hala yaşıyordu. Ve işte bu his, hayatın en değerli parçasıydı.
Kalbimdeki yankı
Sonuç olarak, “Hz İsa’ya kaç kişi tabi oldu?” sorusu artık benim için sadece bir tarih meselesi değil. O soruyu sorarken, kendi kalbimdeki merakı, heyecanı, umudu ve küçük hayal kırıklıklarını da keşfetmiş oldum. Kayseri’nin dar sokaklarında yürüyüp, defterime yazdıkça, insan kalbinin derinliklerinde saklı bir hikâye olduğunu fark ettim. Belki sayı bir gün ortaya çıkar, belki de hiç çıkmaz. Ama önemli olan, onun peşinden gidenlerin hayatımıza bıraktığı duygusal iz ve bizim ondan aldığımız derslerdir.
Ve işte o yüzden, bu soruyu her sorduğumda, kendi içimde küçük bir yolculuğa çıkıyorum. Her defasında biraz duygusal, biraz heyecanlı, bazen de umutlu… Kayseri’nin akşamında, taş sokaklarda, defterime yazarken hissedilen bir yolculuk bu. Ve ben, 25 yaşında bir genç olarak, bu yolculuğun tadını çıkarıyorum.