Kayseri’de Bir Akşam ve Başlayan Soru
Kayseri’nin akşamları hep aynı kokar benim için. Soğuyan taş sokaklar, uzaktan gelen pide fırınlarının dumanı, tramvayın metal sesi… 25 yaşındayım ve hâlâ bazı akşamlar sanki ilk kez bu şehri görüyormuşum gibi hissediyorum. O gün de öyleydi.
Üniversiteden sonra işten çıkmıştım. Yorgunluk sadece bedenimde değil, zihnimde de ağır bir yük gibi duruyordu. Terminale doğru yürüdüm; bazen hiçbir yere gitmeyecek olsam bile otobüs terminaline gitmeyi severim. İnsanların gidişleri bana iyi gelir, sanki kendi içimdeki sıkışmışlığı da bir yerlere gönderiyormuşum gibi.
O akşam orada onları gördüm.
İki yabancı. Ama “yabancı” kelimesi bile eksik kalıyor bazen. Sanki şehirden değil, zamandan gelmiş gibiydiler. Konuşmaları Türkçe değildi ama yüzlerindeki ifade çok tanıdıktı: bir yere yetişme telaşıyla karışık bir huzursuzluk.
Yanlarında durup çay aldım. Ve tam o sırada biri bana döndü, Türkçe kırık bir aksanla sordu:
“Burası Ankara otobüs mü?”
Gülümsedim. “Evet, ama birazdan kalkar.”
Sonra küçük bir sessizlik oldu. O sessizlikte garip bir şey hissettim. Sanki aramızda görünmeyen bir köprü kurulmuştu.
Ve o an içimde bir soru doğdu. Hem basit hem de ağır:
İranlılar fars mı?
Otobüs Terminalinde Karşılaşma
Onlarla oturduk. Çay içtik. Konuşma çok yavaş ilerliyordu ama garip şekilde zor değildi. Kelimeler değil, bakışlar taşıyordu sohbeti.
Biri kendini Reza diye tanıttı. Diğeri Leyla. İsimleri bile bana farklı bir dünyanın kapısını açmış gibi geldi.
Reza harita açtı telefonundan, Kayseri’den İstanbul’a geçeceklerini anlatmaya çalıştı. Ama asıl dikkatimi çeken yol değil, onun “biz nereliyiz?” sorusuna verdiği cevap oldu.
“Biz İran… ama çok farklı insanlar var,” dedi.
O an aklımda o soru daha da büyüdü. Çünkü okulda öğrendiğim şeyler, sosyal medyada gördüklerim, herkesin birbirine karıştırdığı etiketler… hepsi birbirine girdi.
İranlılar fars mı?
Bunu sormak istedim ama çekindim. Sanki sorarsam yanlış bir şey söylemiş olacaktım.
Leyla çantasından küçük bir defter çıkardı. İçinde Farsça yazılar vardı. Bana gösterdi. Yazılar kıvrımlıydı, sanki bir nehrin akışı gibi.
“Bu Farsça,” dedi gururla.
İşte o an kafam iyice karıştı. İranlılar Farsça konuşuyordu ama herkes Fars mıydı?
İlk konuşma ve kültür
Reza bana ülkelerini anlatmaya başladı. Ama anlattığı şeyler sadece coğrafya değildi. Bir hafıza gibiydi.
“İran büyük,” dedi. “Kürt var, Azeri var, Fars var… çok şey var.”
Ben o ana kadar bunu bu kadar net düşünmemiştim. İçimde bir hayal kırıklığı hissettim. Çünkü insan bazen bildiğini sandığı şeylerin aslında ne kadar yüzeyde olduğunu fark edince sarsılıyor.
Ben de sadece dinledim. Kayseri’nin sessizliğinde büyümüş biri olarak, o çeşitliliğin içinde kendimi küçük hissettim.
“İranlılar fars mı?” sorusunun içimde büyümesi
O gece eve dönerken yürüyordum. Soğuk rüzgâr yüzüme vuruyordu ama asıl soğuk olan düşüncelerimdi.
Kafamda tek bir cümle dönüp duruyordu:
İranlılar fars mı?
Bunu neden bu kadar önemsediğimi bile bilmiyordum aslında. Belki de isimlerin, kimliklerin, etiketlerin bana güven verdiğini sanıyordum. İnsanları sınıflandırınca dünya daha düzenli hissediliyor ya… ben de öyle sanmışım.
Ama terminalde gördüğüm şey düzen değil, çeşitlilikti.
Ve bu beni biraz korkuttu.
Çünkü düzen bozulunca insan kendini de kaybediyor gibi hissediyor.
Arkadaş sohbeti
Ertesi gün arkadaşlarla bir kafede buluştum. Konu bir şekilde oraya geldi.
“İranlılar Fars mı ya?” diye sordum.
Biri güldü. “E hepsi öyle değil mi?”
Diğeri omuz silkti. “Bence Farsça konuşanlar Fars işte.”
O an içimde hafif bir hayal kırıklığı oluştu. Çünkü ben bir şey öğrenmek istiyordum ama herkesin cevabı sadece tahmin gibiydi.
Ben terminalde tanıdığım Reza’yı düşündüm. O “çok şey var” demişti.
Kim doğruydu?
Ya da doğru tek bir şey var mıydı?
Yanlış bildiklerim
O gün eve döndüğümde ilk kez kendimi cahil hissettim ama bu kötü bir cahillik değildi. Daha çok farkındalık gibi.
Defterimi açtım. Uzun zamandır yazmadığım günlüğüme şu cümleyi yazdım:
“Bazen bir ülkeyi tanımadığını fark etmek, insanın kendini tanımaya başlaması gibi.”
Sonra düşündüm: Ben aslında insanları da hep böyle mi görüyordum?
Tek bir etiket, tek bir tanım…
Oysa terminaldeki Leyla’nın gözleri bana başka bir şey anlatıyordu. İçinde hem yorgunluk hem umut vardı. Etiketlere sığmayan bir şey.
Tahran’dan gelen bir hikâye
İlgili Makale: İranlılar Arap mı Kürt mü ?
Önerdiğimiz İçerik: İranda çay yetişir mi ?
Birkaç gün sonra onları tekrar gördüm. Tesadüf müydü bilmiyorum ama sanki şehir beni onlara geri götürüyordu.
Bu kez daha uzun konuştuk.
Reza bana ailesinden bahsetti. Tahran’da yaşadıklarını, küçükken köylerine gittiklerini anlattı. Leyla ise şiirlerden bahsetti. Hafız’dan, Rumi’den…
Ben dinledikçe içimde bir şey yumuşadı.
Sanki sert olan düşüncelerim eriyordu.
Ve tekrar o soru geldi ama bu kez farklı bir yerden:
İranlılar fars mı?
Bu kez cevabı beklemek yerine anlamaya çalıştım.
Anlatılan aile geçmişi
Reza bir fotoğraf gösterdi. Ailesi bir masanın etrafında oturuyordu. Ama dikkatimi çeken şey yüzler değil, çeşitlilikti.
Farklı yüz hatları, farklı ifadeler…
“Biz aynı değiliz,” dedi. “Ama birlikteyiz.”
Bu cümle beni sarstı.
Çünkü ben hep “aynı olanların birlikte olduğunu” sanmıştım.
Kimlik ve kırılma
O an içimde küçük bir kırılma oldu. Hayal kırıklığı gibi ama kötü değil. Daha çok eski bir düşüncenin çatlaması gibi.
Kendime kızmadım ama eski bakış açıma biraz uzaklaştım.
İnsan bazen yanlış bildiğini öğrenince üzülmüyor, sadece büyüyor.
Leyla bana baktı ve sordu:
“Sen neden bunu soruyorsun?”
Bir an sustum.
Sonra dürüstçe söyledim:
“Çünkü anlamaya çalışıyorum. Ama sandığım kadar basit değilmiş.”
Gülümsedi. “Hiçbir şey basit değil.”
Kayseri’ye dönüş ve iç hesaplaşma
Onlar birkaç gün sonra otobüse bindiler. Terminalde yine aynı çay kokusu vardı ama bu kez bana farklı geldi.
Sanki şehir aynıydı ama ben değişmiştim.
El salladılar. Gittiler.
Ama içimde kaldılar.
Günlük yazısı
O gece tekrar yazdım.
Kayseri’nin sessizliğinde, lambanın sarı ışığı altında defterime uzun uzun döküldüm.
“Bugün bir şeyi öğrendim. İnsanları isimlere sığdırmaya çalışmak, aslında onları değil kendini rahatlatmakmış. İranlılar fars mı diye sorarken, aslında dünyanın ne kadar büyük olduğunu unutmuşum.”
Kalem elimde ağırlaştı.
Dışarıdan bir araba geçti. Sessizlik geri geldi.
Umut
Şimdi geriye dönüp baktığımda, o sorunun bende bıraktığı şey bir cevap değil.
Bir açıklık.
Kayseri’de yaşayan 25 yaşındaki biri olarak hâlâ çok şey bilmiyorum. Ama artık bilmediğimi biliyorum.
Ve bu bile bazen yeterli oluyor.
Çünkü bazı sorular cevap bulmak için değil, insanı değiştirmek için vardır.
“İranlılar fars mı” konusunu beğendiyseniz Dute sayfamızdaki diğer makalelerimize de göz atmanızı öneririz.